Kranio-sakral Terapi ile Yolculuk

Updated: Dec 8, 2018


https://youtu.be/Nc5IRj3OJhE


KRANIO-SAKRAL TERAPİ

“Tanrı’ya doĝduĝumdan daha az bilgi ile geri dӧnmek istemiyorum. Ayak izlerimin saĝduyu alanında bir etki yaratmasını istiyorum. Niyetim kedi gibi, hiç kimseyi rahatsız etmeden, kimseye dokunmadan yϋrϋmek deĝil. Ayak izlerimin net bir şekilde herkez tarafından gӧrϋlmesini istiyorum…” – Dr Andrew Taylor Still, Osteopati’nin Kurucusu


Kranio-sakral Terapi ile ilk tanışıklıĝım devamlı hasta olan bir arkadaşımın Kranio-sakral terapi seanslarına başlaması ile olmuştu. Arkadaşımın, enerjisizlik, konsantrasyon bozukluĝu, uyku dűzensizliĝi, hayata karşı genel ilgisizlik, tűm vűcudunda hissettiĝi aĝrılar, sindirim zorlukları gibi pek çok problemleri vardı. Yapılan tϋm tahlilleri normal çıkıyordu. Doktorlarıda bir tϋrlϋ nasıl bir tedavi uygulanması gerektiĝine karar veremiyorlardı. En sonunda Aile Doktoru ona İngilizce ismi ME (Myalgic Encephalomyelitis – Chronic Fatigue Syndrome) olan ve Kronik Yorgunluk adı verilen bir hastalıĝın teşhisini koydu. Arkadaşım nedeni belli olmayan hastalıĝını yenmek ile uĝraşırken Kranio-sacral Terapi adında bir terapiyi, ME platformlarına yazan kişilerden duymuş, ve anlatılanlardan onada iyi gelebileceĝine karar vermişti. Bu terapinin adını ilk duyduĝumda, Latin kӧkenli kelimelerin hiç birisini anlayamamıştım. Birgűn bu terapinin mesleĝim olabileceĝi aklıma bile gelmezken arkadaşım ile şakalaşırdım; ‘Neydi o adı komik olan terapi, yine mi oradaydın?’ diye. Gel git arkadaşım gűzel sonuçlar ile bu terapiye devam etti. Bende bu sűreçte, unutmamak űzere bu terapinin adını ӧĝrendim.

Ama KST ile yolculuĝum henűz başlamamıştı. Bu olaydan bir kaç sene sonra, danışman olarak çalıştıĝım iş yerimdeki bir mesai arkadaşım geçirdiĝi bunalımı takiben bir Kranio-sakral Terapist gӧrmeye başladı. Seanslara dair anlattıĝı şeyler çok ilgimi çekmeye başlamıştı. İş arkadaşım seanslardan sonra, kendisini hayatında o ana kadar hiç hissetmediĝi kadar rahatlamış hissettiĝini anlatıyordu. Bende o aralarda Bio-enerji Şifacılıĝı ile ilgileniyordum. Tamamlayıcı Tıp, çok ilgimi çekmeye başlamıştı. Bu gibi konularda çok bilgim yoktu, űstelik bu gibi alanlara şűpheci bir şekilde yaklaşıyordum. Bio-enerji Şifacılıĝı çalışmalarını çok seviyordum fakat mϋhendis kafamda, o çevrelerde anlatılan kavramları, o zamanlar bilimsel bulmadıĝım için, iç tedirginliĝi ile algılıyordum. Daha bilimsel ve elle tutulur olduĝunu dϋşϋndϋĝϋm başka çeşit terapi disiplinlerinin arayışı içinde idim. Üstelik Danışmanlık işimi çok seviyor olmama raĝmen, yetersiz kaldıĝı yerleri gӧrϋp, daha deĝişik alanlarda çalışarak nasıl daha faydalı olabilirim diye, arzularım vardı. Hayatımın o dӧnemlerinde, çevremde olan pek çok kişinin, bende dahil olmak ϋzere çӧzemediĝimiz dolu problemlerimiz vardı. Bunun ‘çekim yasası’ denilen bir mekanizmanın sonucu olduĝunu gӧrebilecek bir dϋzeyde deĝildim henϋz ve, devamlı olarak kendi problemlerim vede çevremdekilerin problemleri için çӧzϋmler arıyordum. Bulduĝum çӧzϋmlerden bir tanesi konuşma terapileriydi. Devamlı Sigmond Freud’un kitaplarını okuyordum. Psikoanaliz çok ilgimi çekiyordu. O dӧnemlerde aldıĝım ikinci ϋniversite eĝitiminin en son senesinde tezimi ve bitirme ӧdevimi ‘Photo-therapy’ ϋzerine yapma kararı aldım. Bu dӧnemde kendimde terapiye gidiyordum. Terapi ilişkilerimde yaşadıĝım pek çok problemime iyi geliyordu. Anne ve babam ile olan ilişkim bu sayede daha iyi hale gelmişti. Őzel hayatımda daha mutluydum. Başarmayı arzuladıĝım maddi şeyler için daha kolay yol kattedebiliyordum. Yani hayatımın çok iyi bir şekilde seyrettiĝini dϋşϋndϋĝϋm bir dӧnemindeydim.

Uzun zamandır planlıyor olduĝum kariyer deĝişikliĝi konusunda adım atmak için, bir gϋn hadi bir Kranio-sakral Terapi (KST) seansı alıyım dedim. Belki ilginç birşeyler ӧĝrenirim. Araştırıp KST eĝitimi verilen bir kollej ile baĝlantı kurdum vede onların Eĝitim Kliniĝinden bir randevu aldım. Seans sabah olucaktı, ӧĝleden sonrada nişanlım ile birlikte Paris’e yolculuk yapacaktık. Kısacası, hayat benim için bϋtϋn emeklerimin sonucu olarak çok iyi gidiyordu.

Kollejin Kliniĝinde beni papyon kravatlı, iri yapılı bir bey karşıladı. Kendisini Kliniĝin sϋpervizӧr’ϋ olarak tanıttı. Seansıma katılacak ӧĝrenciler ile beni tanıştırdı. Daha sonraki dӧnemlerde onunda benim gibi mϋhendis kӧkenli olduĝunu ӧĝrenecektim. O da benim gibi arayış içindeyken ӧnce osteopati okumuş, sonrada KST eĝitimi alıp, Kranio-sakral Terapisti olarak kariyerine devam etmişti.

Klinik panelindeki ӧĝrenciler vede papyonlu sϋpervizӧr bana pek çok soru sordular. Kimileri fiziksel saĝlıĝım ile ilgili sorulardı, kimileri ise neden sorduklarından emin olmadıĝım; doĝumum ve diĝer kimi başka konular ile ilgiliydiler. Seansın bu kısmı bittiĝinde, paneldeki bayan ӧĝrencilerden bir tanesi benim için hiç ‘topraklı’ deĝil dedi. Bu sӧze çok alınmıştım. Hatta Hben kendimi bu kadar iyi hissederken, bana nasıl bӧyle birşey sӧyleyebilir diye içimden ona çok kızmıştım. Şifacılık çalışmalarımdan dolayı ‘topraklı olmak’ ne demek biliyordum. Üstelik şifacılık çalışmalarıma başladığımda, bu problemi bildim bileli hep yaşamış olduğumu, ancak o zaman fark etmiştim. Bundan dolayıda o konuda biraz yaram vardı. Şifacılık eğitimim esnasında, beni iyi hissettiren en ӧnemli şey, şifacılık çalışmalarımın, ‘topraklı’ hissetmeme yardımcı olmasıydı. Şifacılık eĝitimim başladıĝında çok net bir şekilde ‘topraklı olmak’ ve ‘topraklı olmamak’ arasındaki farkı duyumsal olarak anlamıştım. Bunu bana daha ӧnce birisi sӧzlϋ olarak anlatmış olsaydı, gӧzleri hiç gӧrmemiş birisine gӧrmeyi anlatmak gibi olurdu. O dӧnemde anladım ki; işin acıklı tarafı, bir insanın ӧmrϋnϋn tϋmϋnϋ, hiç farkında bile olmadan, topraksız bir şekilde geçirebileceĝi vede yaşıyor olduĝu problemlerede hep şaşırıp, bunların nedenlerini anlayamayacaĝı idi. Bu konu ϋzerine sonra tekrar geri dӧnϋş yapacaĝım vede bu kavramı hem enerjetik hemde Kranio-sakral Terapi baĝlamında anatomik ve fizyolojik olarak anlatacaĝım.

Şimdi ilk KST seansıma tekrar dӧnersek; bu soru ve cevap konuşmalarımız o kadar çok vakit almıştı ki, tϋm seansın neredeyse 40 dakikası gitmişti. Bende bu sϋreçte daha da sinirlenip, bunlar bu seansı ne zaman yapacaklar diye tedirgin olmaya başlamıştım. Davet ettiklerinde, bu kızgınlıĝıma raĝmen, yada bu kızgınlıĝım ile birlikte demek daha doĝru olacak, kıyafetlerim ϋstϋmde olarak, sırt ϋstϋ terapi masasına uzandım. Ben masaya uzanmadan ӧnce kimin vϋcudumun hangi bӧlϋmϋnde çalışacaĝına karar vermişlerdi. Seans başladıĝında Sϋpervizӧr kafamı çok hafif bir dokunuşla tutmaya başladı; beni kızdıran bayanda kuyruk sokumu kemiĝime dokunuyordu. Eli acımasın diye çekinip, tϋm aĝırlıĝımı koymadıĝımı hissedincede, bana ‘ben alışkınım, tϋm aĝırlıĝını bırak elimin ϋstϋne’ dedi. Kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı, vϋcudumda ki enerjinin ne kadar az olduĝunu, ‘çeşmeyi açtıĝında hiç su yok’ gibi bir terimle tarif ettiler. Benim hakkımda, gӧzϋmϋn ӧnϋnde hala bӧyle konuşmaya devam etmeleri çok incitiyordu beni, fakat sonra birşey oldu bana. Aniden kendimi o kadar iyi hissetmeye başladım ki; sanki tϋm vϋcudum, akışkan, esnek harikulade hisseden bir hale dӧnϋşmϋştϋ. Tam o sırada, beni kızdıran bayan; ‘sistemi çalışmaya bir bebek kadar çabuk cevap veriyor’ dedi. O andan itibaren hep o anda kalmak istedim, tam anlamıyla muhteşem bir histi bu. O ana kadar hayatımda hiç bӧyle hissetmemiştim. İçinde olduĝum fizyolojik durumun KST’de ‘still point’ dedikleri kavram olduĝunu henϋz bilmiyordum. Benim için sanki zaman durmuştu. Tϋm vϋcudum ӧĝlesine rahattı ki; ‘Seans bitti’ dediklerinde, hiç masadan kalkmak istemiyordum. Őmϋr boyu o gϋzelim his içinde uzanabilirdim. Uzanma durumundan masada oturur duruma geçtiĝimde, paneldeki herkez ile gӧz gӧze geldim. Sanki ilk 40 dakika onları hiç gӧrmemiştim, sanki şimdi onları gerçek anlamda gӧrϋyor ve gerçek anlamda onlara dikkat edip, onları algılıyordum. Sanki seans ӧncesinde başka bir yerdeymiştim; kafam onlara ne cevap vereceĝim, onların benim için ne dϋşϋneceĝi, onlara birşeyler kanıtlamak, gӧstermek gibi tamamiyle yϋzeysel, zihinsel patalojilerimin oluşturmuş olduĝu, milyonlarca gereksiz dϋşϋnceler ile dolu imişti. Oysaki şimdi herşey çok net ve berraktı. Sanki onlar ile, yani dış dϋnyam ile aynı frekanstaydım. Yani kafamda hızla akıp giden dϋşϋncelerin peşinden koşmama gerek yoktu. Nefes nefese onlar şunu sӧylerse, bende şunu sӧylerim gibisinden içsel kaygılar, pazarlıklar yoktu. Sanki tϋm çevremi hiçbir detay kaçırmadan algılayabiliyordum vede en ӧnemliside bu alanın merkezinde gϋçlϋ bir şekilde ben vardım. Artık ezilip bϋzϋlmek, tam anlamıyla kendim olamamak gibi duygusal patalojilerim, buharlaşıp gidivermişti sanki.

- ‘Bana ne yaptınız?’ diye samimiyetle sordum. Seans ӧncesi beni kızdırmış olan bayan:

- ‘Mucize gibi deĝil mi?’ dedi.

Bu cevabı hiç sevmemiştim. Mϋhendis kafam bϋtϋn formϋlasyonları gӧrϋp, bilmek istiyordu. Fakat artık bu kızın ne dediĝi hiç umrumda bile deĝildi. O ne derse desin, kendimi o kadar iyi, sakin ve gϋçlϋ hissediyordum ki; kimse bu hissimi elimden alamazdı.

Çıkışta seans ϋcretini ӧdeme vakti geldiĝinde yanımda sadece Euro olduĝunu fark ettim. Eskiden olsaydı utanç içinde, mϋkemmeliyetçi ben ne yapacaĝımı şaşırıp, ayaklarım birbirine dolanırdı. Fakat o kadar sakin, rahat ve ӧzgϋvenli hissediyordum ki, Sϋpervizӧr ile şakalaşarak, o ӧĝleden sonra Paris’e gidiyor olduĝum için bu durumda olduĝumu gϋzelce açıkladım, vede çӧzϋm olarak adresine çek yollamayı sakince ayarladım.

Klinikten sokaĝa çıktıĝımda ise, beni başka sϋrprizler bekliyordu. Birden gӧk yϋzϋnϋ gӧrdϋm, sanki o kadar canlı masmavi bir gӧkyϋzϋ haline gelmişti ki, ‘Allah Allah bu gӧkyϋzϋ ben kliniĝe girmeden ӧncede mi bӧyleydi, hiç dikkatimi çekmemişti’ diye dϋşϋndϋm kendi kendime. Birden içimdeki hayat enerjisini ve hayatta olmaktan ne kadar çok zevk almaya başladıĝımı fark ettim. Hayatımda şimdiye kadar hiç bӧyle hissetmemiştim. Bϋtϋn hislerim, sesler, kokular, gӧrdϋĝϋm renkler, hepsi çok canlıydı. Sanki birden uyanmış, ve hayatla baĝlantı kurmuştum. Bende hayat doluydum. Şimdiye kadar hiç bu kadar hayat enerjisini içimde hissetmemiştim. Kafamın içi berrak, net ve sakindi. Attıĝım her adımdan zevk alıyordum. Çevremdeki herşey meĝerse ne kadar harikaymış diye dϋşϋnϋyordum. Sanki çevredeki renkler, şekiller gӧzlerimi okşuyor ve bende rahat bir şekilde nefes alıyordum. Birden diĝer sϋrprizi fark ettim. Son yedi senedir tıkalı olan burnum açılmıştı. Klinikte konsaltasyon esnasında bu kronik durumdan, çok alışmış olduĝumdan dolayı hiç bahsetmemiştim bile. En son gittiĝim uzman doktor burnuma Rinit (burun enfeksiyonu) teşhisi koymuştu. Son yedi senedir sϋrekli doktorlara gidip gelmeme raĝmen, bu problemimin tedavisi mϋmkϋn olmamıştı. Bϋtϋn bu olanlara inanamıyordum. Devamlı hala rahat nefes alıp alamadıĝımı kontrol ediyordum. Fakat hissettiĝim canlılık hissi, vede eş zamanlı olarak duyumsadıĝım zihinsel sakinlik ve netlik o kadar kuvvetliydi ki, kendimi tamamiyle, zevkle, hayatımda o ana kadar hiç yapamadıĝım bir şekilde, hayatın akışına vede an’a bırakmıştım. Bu seansın sonrasında da bende Kranio-sakral Terapiyi ӧĝrenmek istiyorum deĝişimle, Kranio-sakral Terapi ile harika yolculuĝum başlamış oldu vede hala devam ediyor.

Kranio-sakral Terapi’nin Tarihçesi

KST’nin kӧkenleri, Osteopati adlı bir terapi disiplininden gelmektedir. Osteopati’nin kurucusu Andrew Taylor Still adındaki bir doktordur. 1828 yılında doĝmuş olan Still, doktor ve rahip olan babasının etkisiyle doĝa içinde bϋyϋmϋş ve ufak yaşlarından itibaren, bilgisizlikten ve cahillikten kaynaklanan, hayatın hastalıklarla ilgili karanlık yӧnleri ile karşılaşmak zorunda kalmıştır. Doktor olduktan sonra, ϋç çocuĝunu menenjit hastalıĝından, eşinide doĝum yaparken kaybedince, Tıb alanındaki yetersizlikleri gidermek için arayışları, kendisini ‘neden kimi insanlar hasta olurken, diĝerlerinin saĝlıklı kalabildiĝi’ sorusunun cevabını aramaya adamasına neden olmuştur. Kendi yaşadıĝı dӧnemdeki doktorların aşırı şekilde, gereksiz yere ilaç kullanmasına ve yine gereksiz yere ampϋtasyon yapmalarına karşı çıkmıştır. Çalışmalarının sonucunda ortaya çıkarttıĝı yeni teşhis ve tedavi sistemini, Yunanca’da kemik anlamına gelen Osteon kӧkenli kelimeden kaynaklanarak, ‘osteopati’ olarak adlandırmıştır. Tϋm yaklaşım kişinin bir bϋtϋn olduĝu vede vϋcudunun bir yerinde rahatsızlık olduĝunda, bunun, vϋcudun diĝer yerlerini etkilememesinin imkansız olduĝu, inancına dayanır. Bϋtϋn vϋcut sistemlerinin ahenk içinde, hep birlikte çalıştıĝı prensibini ilke alır. Kliniksel ve Pratik deneyimleri sonucunda, direk kas ve kemik sistemleri ϋzerine uygulanan, Osteopati yӧntemlerini geliştiren Dr Still, kendi muhayenesinde toksik olan ilaçları kullanmayı bırakmıştır. İlk Baĝışıklık Sistemini bulan vede, doĝal yӧntemler ile Baĝışıklık Sistemini stimule edebilen, bir sistem oluşturan kişidir. Okullarına kadınları kabul etmiştir. Meslekdaşlarının hastalarda baĝımlılık yaratan, aşırı ilaç yazmayı bırakmadıkları taktirde, gelecek dӧnemlerde uyuşturucu baĝımlılıĝı problemlerinin ortaya çıkacaĝını ӧngӧren ilk kişidir. Kadınları, gereksiz yere ameliyat edilmeye kurban oldukları konusunda uyarmıştır. Doktorların, tedavi yӧntemlerinin yanı sıra, hastalık ӧnleyici tedbirler konusunda da eĝitim almaları gerektiĝini savunmuştur. Vϋcudun bir parçasındaki rahatsızlıĝın diĝer tϋm parçalarıda etkilediĝi ilkesi ile osteopati çalışmaları için teknik, teşhis ve tedavi yaklaşımları oluşturmuştur.

Sonraki sϋreçlerde, Dr Taylor Still’in ӧĝrencilerinden biri olan William Garner Sutherland, 1898’ de mezuniyeti sonrasında, kafatası kemikleri ϋzerine yaptıĝı kliniksel gӧzlemlemeler ile kafatasımızdaki, yani latince adıyla kranium’umdaki, tϋm kemiklerin, birbirleri ile eklem baĝlantılarını incelerken, bϋtϋn bu kemiklerin birbirleriyle baĝlantı halinde, devinim içinde olduĝunu ӧngӧrdϋ. Dr Sutherland’in dikkatini, kafatası kemiklerinin birbirleriyle eklendikleri alanların, balık solungaçları gibi eĝik bir açıyla birbirlerine baĝlandıkları, çekmişti. Bununda anlamının, kemik baĝlanlantıları arasında hem bir hareket, hemde solunuma işaret olabileceĝini dϋşϋndϋ. Bu ӧngӧrϋ, hayatını adayacaĝı, kapsamlı çalışmasının, buluşlarının ve ӧĝretilerinin başlangıç noktası olmuştu. Bu eklem yerlerindeki hareketin sanki balıkların solungaçlarındaki gibi, nefes alırcasına genişleyip, daralabileceĝini fark etti. Kranium’daki kemik yapılarının mekanik baĝlantı ve hareketlerinin kişinin saĝlıĝı ϋzerinde etkileri olup olamayacaĝını merak etmeye başladı. Bu çeşit bir yaklaşım Tıp tarihinde ilk kez yapılan bu ӧngӧrϋydϋ, o zamana kadar kraniumdaki kemikler arasındaki eklem yerlerinin, bebeklerdeki bıngıldak kısımlarının, bϋyϋme aşamalarında kemikleşmesini takiben, hiç hareket etmediĝine inanılıyordu. Dr Sutherland tϋm kafatası kemiklerini ve onlar ile baĝlantılı olan bϋtϋn sistemleri incelemeye başladı. Kraniumdaki eklem yerleri vucuttaki diĝer eklem yerlerinden çok farklıydı. Sanki dikiş gibi zig zag şeklini benziyorlardı. O nedenlede onlara sϋtϋr (suture) adı veriliyordu. Őncelikle kafatasında bӧyle bir hareket olup olmadıĝını, bunu takibende eĝer bӧyle bir hareketlilik varsa, bunun ne amaçla vϋcut için gerekli olduĝunu, kendi ϋzerinde kafatasını sıkıştıran mengeneler dizayn edip, bunları kendisi ϋzerinde denemeye başlayarak araştırmalarına başladı.

Kafatasındaki hareketi engellediĝinde, bir sϋre sonra Dr Sutherland kendisini psikotik gibi hissetmeye başladı ve bu çeşit deneylerini durdurdu. Dr Sutherland, kendi saĝlıĝını bile tehlikeye atarak, insanlıĝa faydalı olmak amacı ile yaptıĝı deneylerin sonucunda, kranium’daki her bir kemiĝin, diĝer kranium kemikleri vede diĝer yapılar ile olan mekanik baĝlantılarının, fiziksel kurallar eşliĝinde nasıl hep birlikte harmonik bir şekilde hareket ettiĝini vede, bu hareketlilik kısıtlandıĝında kişisel saĝlıĝın nasıl etkilendiĝi, konularında pek çok gerçeĝi ortaya çıkarttı.

Bu çalışmaların eşliĝinde Dr Sutherland, başımızdaki kemiklerin devinimi ile baĝlantılı olan bir hareketin vϋcutta da gӧrϋldϋĝϋnϋ vede, ‘el muayenesinde hissedilebilir’ olduĝunu saptadı. Bunu takibende, kranium’da genişleme ve daralma şeklinde ritmik bir şekilde birbirini takip eden devinimleri ‘Temel Solunum Mekanizması’ (Primary Respiratory Mechanism) terimiyle adlandırdı. Bu devinim her bir hϋcremizde mevcut olup, yeterli eĝitim almış herkez tarafından vϋcudun her yerinden hissedilebilir ve ϋzerinde çalışılabilir.

Dr Sutherland, o dӧnemlerdeki Tıb’ın, kranium’da bir hareket olmasının imkansız olduĝu inanışına karşıt olarak, kraniumdaki devinimi açıklamasının yanı sıra, bu devinimin bir sonucu olarakta tϋm vϋcutta kendisini ifade eden, med-cezir gibi bir hareket olduĝunu belirtip, bu devinimi ‘yaşam nefesi’ olarak isimlendirmiştir. Kranio-sakral Terapi literatϋrϋ içinde, Dr Sutherland tarafından ‘Temel Solunum Mekanizması’ modeli, birbirleriyle işlevsel olarak baĝımlılık ilişkisi içinde olan, beş tamamlayıcı ӧgeden oluşmuştur:

1- Beyin ve omurilik’in kendine has olan devinme yeteneĝi

2- Beyin-omurilik sıvısındaki dalgalanmalar

3- Kranium ve omurilik içindeki zar kesesinin devinimi

4- Kranial kemiklerdeki eklemler arası devinimler

5- Kuyruk sokumu kemiĝi ile kalça kemiĝi arasındaki istem dışı devinim

Dr Sutherland birbirinden ayrıştırılmış olan bir kranium’un kemiklerini incelerken, tıp alanında bϋyϋk bir yenilik olarak ortaya çıkan ӧngӧrϋsϋ ve araştırmalarını takibende, osteopati’nin daha ӧnce listelediĝim temellerinin ϋstϋne, Kranial Osteopati’yi geliştirmiştir. Dr Sutherland’in bu ӧngӧrϋlerin hepsi Tıb alanındaki bilgisayarlar aracılıĝı ile gӧrϋntϋleme tekniklerinin sonucunda bugϋn artık bilimsel olarakta kanıtlanmıştır.

Kranial Osteopati, 1970’li yılların sonunda, Dr John Upledger adlı başka bir osteopatik doktor tarafından, ‘Kranio-sakral Terapi’ adı altında, osteopat olmayan kişilerede ӧĝretilmeye başlanmış vede osteopati disiplininden miras aldıĝı ӧĝretilerin ϋstϋne eklemeler yaparak gelişimine devam etmektedir.

Kranio-sakral Terapi ve Uygulamaları

Kafatasımız, birbirleri ile baĝlantılı, beynimizi koruyan, 22 adet kemikten oluşmuştur. Eskiden doktorlar bu kemiklerin esnemez ve sert olduklarına inanmışlardır. Oysaki tϋm kranium esnektir; pompa işlevi gӧrϋp, mikro dϋzeyde genişleyip, daralabilir. Bunuda beynin etrafına beyin-omurilik sıvısını deveran ettirmek şeklinde yapar. Beyin-omurilik sıvısı, beyni besleyen şeyleri beyne taşır, ve atık maddeleride dışarı atar. Bundan dolayıda kafatasının devinimi, hareketliliĝine devam edebilmesi ve sıvıları yayıp sirkϋle etmesi hayati ӧnem taşır. Eĝer bu devinimin ritmik dengesi herhangi bir şekilde bozulursa, ӧrneĝin, kranium’un kimi eklem yerleri, yada tϋmϋ kilitlenip, sıkışırsa, yada bu hareketin ritmi bir kenardan diĝer kenera doĝru asimetrik hale gelirse, sıvıların sirkϋlasyonu bu çeşit sebeplerden etkilenip, pek çok saĝlık problemleri ortaya çıkabilir. İlk akla gelecek saĝlık problemleri, beyinsel işlevlerimiz ile ilgili olacaktır; ӧrneĝin, depresyon, anksietiler, ani hastalık nӧbetleri, otizim, beynin fonksiyonel çalışmasında, yada beyin ile ilgili gӧrϋlebilecek tϋm rahatsızlıklar. Aynı zamanda, kranium’daki kemiklerin denge bozukluklarından dolayı, hangi kemiklerin, yada hangi bӧlgedeki devinimin kısıtlandıĝına baĝlı olarak, deĝişik bӧlgelerde baş aĝrıları ortaya çıkabilir. Yada kişiler gӧrsel bozuklukları, işitme problemleri, kulak çınlaması (tinitus), baş dӧnmesi, gӧz kararması gibi rahatsızlıkları deneyimleyebilirler. Beynimizdeki bu devinim aynı zamanda sinϋslerde de devam eder ve kraniumdaki problem, mukus akışınıda engeller. Bӧylecede kronik sinϋs enfeksiyonları yada sinϋs tıkanıklıkları ortaya çıkabilir. Kranium kemiklerinde uyumlama yapılarak, kemikler tekrar saĝlıklı devinim yapar hale kavuşturulup sinϋsler rahatlatılabilir. Bunlar ilk dikkatimizi çeken problemler, başka şeylerde dengesini kaybetmiş olabilir. Beynin amacı vϋcuttaki herşeyi kontrol edip, dϋzenlemektir. Bundan dolayıda vϋcutta kranium ve onun baĝlantılı olduĝu sistemlerde oluşabilecek olan dengesizlikler, potansiyel olarak beyinle ilgili pek çok başka rahatsızlıklara neden olabilir. Kranium’un ve çevresindeki sistemlerin devinimlerinin Kranio-sakral Terapi çalışmaları ile uyumlanması, bӧylecede optimum ve simetrik devinimine uyumlanması pek çok rahatsızlıĝın doĝal olarak iyileşmesine yardımcı olacaktır. Vϋcudumuz muhteşem bir zekaya sahip olan bir mekanizmadır. Bu gerçeklikten yola çıkılarakta, Kranio-sakral Terapi çalışmalarında, vϋcudun kendisi için neyin iyi olduĝunu bildiĝine inanılarak vϋcut ile çalışılır.

Kranio-sakral Terapi seanslarında vϋcut ile nasıl çalışılınır?

Őncelikle Kranium ve tϋm vϋcut elle dinlenilenerek bir deĝerlendirme yapılır. Ana dinleme noktaları kranium, ayaklar, dizler, kuyruk sokumu(sacrum) bӧlgesi, kalça kemiĝi bӧlgesi, diyafram ve gӧyϋs bӧlgesidir. Bu bӧlgeler ϋzerinde elle, 5 gramlık, yani ufak bir metal para aĝırlıĝında, bir basınç uygulanılarak beyin-omurilik sıvısının ritmi dinlenilir ve sıkışıklık olan bӧlge uyumlanır. Kranio-sakral Terapi yaklaşımında vϋcudumuzdaki ‘beyin-omurilik sıvısının’ dakikada 10-15 devir şeklimde bir ritmi vardır. Bu ritim kimi zaman sanki nabız atışımıza paralel gidiyormuş gibi hissedilsede tamamiyle farklı bir fizyolojik yapılanma olan, beyin ve onun uzantısı sinir sisteminin omuriliĝimiz bӧlϋmϋnϋ bir zarf gibi çevreleyen zarın içindeki beyin-omurilik sıvısının yarattıĝı med-cezir gibi bir dalgalanmadan kaynaklanmaktadır. Muhteşem bir zekaya sahip olan vϋcudumuz, bu hafif dokunuş ile yapılan deĝerlendirme dinlenmesine, vede eĝitimli pratisyen elinin, doĝru anda vede doĝru noktada yaptıĝı hafif yӧnlendirme ve desteĝine, beyin-omirilik sıvısının hidrolik basıncının yardımıyla, optimum simetriye ve devinime akışarak cevap verir. Vϋcuttaki ve kraniumdaki kemik eklem yerleri, beyin-omurilik sıvısının ritmik çalışmasının bir hidrolik pompa gibi tϋm sistemimiz ϋzerinde oluşturduĝu etki, onlarında çevrelerindeki tϋm kemik, kas, baĝ dokularını rahatlatıp, kilitlenmiş oldukları yerleri açıp, doĝal olarak olaması gerektikleri doĝru hizalanmaya getirirler. Bu doĝal rahatlık, saĝlıklı kemik dizilimi vede dolaşım kanallarının rahatlayıp açılması ilede, tϋm vϋcudun saĝlıĝı daha optimum bir noktaya gelir.

Seans sonunda, tϋm vϋcut ana noktalarda tekrar dinlenilerek, beyin-omurilik sıvısının ritmi ve simetrisi vede çalışmanın sonuçları deĝerlendirilir. Bu çalışma ile vϋcutta oluşan etkilerin sonuçları, takip eden gϋnlerde ortaya çıkmaya devam eder.

Sıkça Sorular

Seanslar esnasında, kranium kemikleri arasında sıkışıklıklar olduĝu durumu ortaya çıktıĝında, sıkça merak edilen konulardan ilki; nasıl kranium kemiklerinde bu gibi sıkışıklık, kilitlenmişlik ve yalnış hizalanmışlık durumlarının ortaya çıkmış oldukları konusu ϋzerinedir. Neden oldu?

Bunun yetişkinlerde iki nedeni vardır. İlk aşikar ana sebebi, kafa bӧlgesinde bir travma sebebiyle, başa darbe yenildiĝi, başı kazayla bir yere vurmak, yada baş ϋstϋne dϋşmek şeklinde oluşabilir.

İkinci sebep ise vϋcudumuzda olan kimi şeylere verdiĝimiz reaksiyonlardan dolayıdır. Őrneĝin kimi şeylere alerjimiz varsa, bu kranium kemiklerinin kimilerinin sıkışmasına yada kilitlenmesine neden olabilir, yada soĝuk algınlıĝı ve grip gibi rahatsızlıklardaki enfeksiyonlar nedeni ile kraniumdaki kemiklerimizin bir sϋre için devinimleri kısıtlanmış olabilir. Eĝer bir kişi duygusal stres içindeyse yada ruhsal problemler yaşıyor ise, bu durumlar yine kraniumdaki eklemlerin kilitlenmesine ve hareketliliklerinin etkilenmesine neden olabilir. Genellikle, alerjik reaksiyonlar, grip, nezle yada duygusal sorunlar ve stres geçtikten sonra kranium sistemlerinin tekrar eski saĝlıklı devinim durumlarına dӧnmesi gerekir. Fakat kimi zaman bu bőyle olmaz vede kemikler sıkışmış ve kiletlenmiş bir halde kalırlar. Bu durumlarda mutlaka Kranio-sakral Terapist tarafından yapılan bir çalışma ile kranium ve baĝlantılı sistemlerin dengeli hale gelmesine yardımcı olunmalıdır.

Eĝer direk baş ile ilgili, yada farklı şekillerde travmalar yaşadıysanız, zor bir doĝum ile dϋnyaya geldiyseniz, devamlı enfeksiyonel rahatsızlıklar yaşıyorsanız, kronik stress altındaysanız, Kranio-sakral sisteminizin deĝerlendirilmesi ve dengelenmesi saĝlıĝınız açısından faydalı olacaktır.

Bebekler ve çocuklar ile ilgili konularıda başka bir makalemde ayrıntılı bir şekilde işleyeceĝim.

  • Facebook Social Icon
  • Instagram Social Icon

BOOK AN APPOINTMENT NOW 

All appointments must be booked in advance

s

+44-(0)7960 996085

tuba@sifahouse.co.uk

 

Please note that minimum of 24 hours notice required for cancellations

©CopyRight Created by Julizar Ritchie